Kim olduğunu bilmek istiyorsan nereden geldiğini bilmen gerekir!

0
1308

Jeofizikal bir tesadüfün ürünü… insanoğlu.

Yaklașık 150 milyon yıl önce Afrika’nın Pangea isimli kitleden parçalanıp ayrı bir kıta haline gelmesi, orada yașayan büyük insansı maymunları çevreye uyum sağlamaya ve gelișmeye zorlamıștır. Sonucunda, akıllı insan anlamına gelen, bugünün modern insanı Homo sapiensortaya çıkmıștır.

Nitekim insanla maymunun arasında epeyce benzerlik var. İkisi de meraklıdır, güç kazanma ve hükmetme çabasındadır, öte yanda güvenlik ve yakın sosyal ilișkiler ararlar. İnsanın dikkati çeken özelliklerinden biri, hemcinsleriyle hiçbir hayvanda görülmediği kadar yoğun iletișim içinde olmasıdır.

Bundan 80 bin yıl önce ilk göçler bașladığında, insanlar küçük gruplar halinde, kavraması güç olmayan çevre șartları çerçevesinde bir yerden bir yere hareket ediyorlardı. O zamandan bu yana dünyadaki insan nüfusu 10 binden 7 milyara ulaştı. Çok çeșitli koșullar altında yașayan günümüzün insanı, gelișen teknolojiye bağlı olarak eși benzeri bulunmayan boyutta çevresini etkileme imkanlarına sahip.

Arkeolojik kazılarda 40 bin yıllık, mamut dişinden yontulmuș flütler bulundu. Bu sayede taş devri insanının müzik yaptığı biliniyor. Özenle ișlenmiș bu flütler, insan tarihinde ilk teknik aletler olarak görülüyor. Fakat yașamı en dramatik biçimde etkileyen gelișmelerin hemen hepsi son 100 yılın içinde yapılmıș. Son 10 yılda ise katlanarak artan icad sayısı, daha önceki binlerce yılın tümündeki icad sayısına eșit duruma gelmiștir. Teknolojinin hızla ilerlemesi, yeni nesillerin kültürel değerleri unutması gibi bir takım olumsuz sonuçlar da yaratıyor. Özellikle internet, kendini kontrol etme becerisini köreltme, duyarsızlașma, duyusal așırı yüke maruz kalmayı körüklüyor.

www.haberpodium.ch

Multitasking tuzağı

Son yıllarda sürekli karșımıza çıkan multitasking sözcüğü, aynı anda birden çok iş yapmak, çoklu görev gibi anlamlara geliyor. İnsan beyni aslında hiç bu iș için biçimlenmemiș. Kapasitemiz, sadece bir tek olaya odaklanmaya yeterli, aksi halde dağılıveriyor dikkatimiz.

Stanford’da yapılan bir deneyde, “ağır multimedya kullanıcısı” denilen, sürekli çeșitli elektronik aletleri veya programları aynı anda kullanan kișiler incelenmiș. Bu grubun multitasking becerisinin çok yüksek olması gerektiği sanılırken, sonuç tam tersini göstermiș.  Üretkenlik oranı diğer kișilere göre açıkça düșük çıkmıș. Çünkü beyin, ikinci bir göreve bașladığı anda, birinciyi unutup öbürüne odaklanıyor.

Dinlenme sırasında beyin, tüm enerji bütçemizin %20’sini harcıyor. Son derece yoğun bir șekilde kafamızı bir ișe yorarsak, bu oran ancak %21-22’ye çıkıyor. Bu demektir ki, dinlenme modundayken bile beyin, aldığı duyusal yükleri sürekli karșılaștırarak çevreye uyum sağlamakla meșgul. Saniyede 11 milyon Bit enformasyonla karșılașan beyin, bunların 3 milyonunu bilinç altında, 11 tanesini de bilinçli olarak kaydediyor. Yani sadece çok kısıtlı sayıda noktalara odaklanabiliyor. İlgi çekici birçok bilginin saldırısına aynı anda uğramak, sürekli yanıp sönen ıșıkları seyretmek gibi oluyor.

Facebook depresyonu

İnternette karşılaştığımız birçok sahne, gerçek yaşamda olsa kesinlikle hepimizde ağır travmalar yaşatır. Fakat bunları göre göre ister istemez zamanla alıșıyor, bıkıyor ve umursamaz oluyoruz. Psikoloji öğrencileriyle yapılan bir deneyde, son derece çarpıcı görüntülere bile kısa sürede alıșıldığı, aynı zamanda da beynin nucleus accumbens denilen, mutluluk duygusunu uyaran bölgesinde etkinliğinin azaldığı kanıtlanmıștır.

www.haberpodium.ch

Psikolojide zihin kuramı denilen bir kavram vardır. Karșısındakinin fikir, inanç, arzu ve davranışlarını anlayabilme yeteneği anlamına gelir. Yüzyüze konușma sırasında söylenen sözün yanı sıra yüz ifadesi, beden dili, ses tonu gibi insan ilișkilerinde çok önemli bilgi değiș tokușu da yapılır. Modern iletișim medyaları zihin kuramının gelișmesini önlüyor. Bunun yoksunluğunu gülen, ağlayan, el sallayan emojilerle dolduruyoruz.

Herkesin basitçe uygulayabileceği programlarla güzelleștirilen yüzler, doğal görüntü izlemini yaratan, aslında saatlerce prova edilmiș pozlar, özellikle çok genç ve özgüveni güçlü olmayan izleyici grubunu olumsuz yönde etkiliyor. Sevilme derecesini beğendim sayısına bağlayarak depresyona girenlerin sayısı yüksek. Hatta “Facebook depresyonu” fenomeninden bahsediliyor artık.

Beyin, büyük bir uyum sağlama gücüne sahip olduğu halde, teknolojide kaydedilen gelișmelerle karșılaștırıldığında, insan beyninin fazla ilerleme yapmadığı görülür. Günümüzün eserleriyle, binlerce yıl önce yazılmıș felsefi yazılar veya hiyeroglif metinleri arasında bir fark yoktur. Son 10 yılda inanılmaz bir hızla değișen bir dünyada yașıyoruz. Beyin buna ayak uyduramıyor. Biz her ne kadar mükemmel bir ortamda yașasak da, beynimiz bu așırı bolluktan yoruluyor, yıpranıyor. İlerde internet gitgide her arzumuzu anında tatmin edebilecek bir duruma gelecek. Bu da, nefsini kontrol etme gereğini tamamen ortadan kaldırıyor. Buna karșı yapılabilecek tek șey, kendini disipline sokmak. Yemek yerken, spor yaparken, dinlenirken cep telefonlarını bir kenara koyabilmek.

Geçtiğimiz ay, bu yazıyı hazırlarken, Sri Lanka’daydık. Paskalya bayramı sırasında ülkeyi kana bulayan terör saldırıları yașandı tam o sırada. Bu olaylardan sonra hükümet sosyal medyayı bloke etti. Durumun elbette ki son derece üzücü olmasının yanı sıra, iki hafta internetsiz çok sakin bir tatil geçirdik. Kafamız dinlendi tam anlamıyla. Çok iyi bir deneyim oldu.

🙂

Not: Yazımı beğendimle ișaretlemeyi unutmayın lütfen, moralim bozulabilir yoksa. 

Dr. med. Yasemin Schreiber-Pekin

Kadın Doǧum Uzmanı, Psikoterapist

y.schreiber@bluewin.ch

www.praxis-schreiber.ch

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.