Kargı Kral Masalı – 1

 

NOT: Bu yazı, üç yaş ve üstü tüm çocukların anlayabileceği düzeyde yazılmıştır… Her ne kadar uyuyan büyükleri uyandırmak için yazıldı ise de, küçüklerin sağlıklı büyümesi için uyku öncesi ve uyanıklarken okunması önerimdir…

Bir varmış, bir yokmuş…
Develer tellâl iken, Pireler berber iken,
Aslanlar bağlı iken, Fareler kükrer iken,
Çocuklar masal okur, büyükler uyur iken,
Ben annemin beşiğini, tıngır mıngır sallar iken,
Masal masa atladı, kirazı kızlar topladı…
Saksağanlar sakladı, patlıcanlar patladı…
Yazar yazdı yazıyı, Masal böyle başladı…

Zamanın derininde, memleketin birinde, bir Kral’ın arabası, ezdi kamışı, tekeriyle…
Üstü başı kirlenmiş, köklerinden ayrılmış, şaşkın mı şaşkın, yuvarlandı kenara…
-Ne kadar da süslü bir arabaydı öyle! İçinde escort de bir kral vardı, elinde (!) tesbihiyle… Ben de kral olayım, o süslü arabada, teşbihimi çekeyim…
Bir kurbağanın sesi duyuldu bataklıktan:
-Wraaak wrakk wak… Ha ha ha haayyy… İlâhi kargı!.. Sen nasıl kral olursun!.. Boşuna hayal kurma yorulursun…
-Neden olamıyormuşum!?..
-Wrrraak… İçi boş bir kargısın sen, olsa olsa kaval olursun. Bunu da bilmiyorsan, git de sana hocan desin…
Kurbağa böyle söyleyip suya dalınca, bizim kargı uzun uzun düşündü gün boyunca. Çok üzüldü ağladı, kurbağaya kızıp bağırdı. “Kral değil kaval olursun sen anca, git de sor hocana!” dediğine inanamadı…
-Tamam… Ben de hocama giderim, kaval mıyım, kral mıyım sorarım…
Bataklığın en derin yerinde, kamışların en sık olduğu bölgede, sazlıklarla örülü, gizli bir kümedeydi, Hocakamış… Nazlı nazlı sallanır, tatlı tatlı yaylanır, her şeyi bilir, bilgiyi eğer bükerdi… Sazlıktaki tüm canlılar ona saygı gösterir, kendi bildiklerini, eğip bükmesi için Hocakamış’a getirirlerdi…
Bizim kamış yola düşmüştü düşmesine ama kurbağa çoktan gelişti Hocakamış’a…
-Wraakkk… Hocakamış, Hocakamış !.. Senin kamışlardan biri kalkmış sana geliyor… “Ben neden kral olamıyormuşum” diye sorular soruyor!..
-Hımmm, hımmm…. Kral olmak isteyen bir kamış…. Hımmm… Hıımmmm!.. Gelsin bakalım, bakalım da görelim… Kimmiş bu kral olmak isteyen içi boş kamış !?… Hımmm… Hımmm…
Kurbağadan aldığı bilgiyi çoktan eğip bükmüş bizim Hocakamış… “Öyle ya, kaval olması bile zor görünen bu kargı, madem kral olmayı bu kadar çok ister, eğip bükülecek en çok bilgiyi bana o getirecek… Kral olamazsa, getirdiği bilgi ile ben büyür, kral olursa da yine ben yürürüm.”

Derken ve zaman akşam olurken (!) bizim kargı varıyor Hocakargı’ya, yorgun…
-Hocakargı, Hocakargı… Ben kral olmak istedim, bataklıktaki bir kurbağa bana; ““Kral değil kaval olursun sen anca, git de sor hocana!” deyip alay etti… Ben kral olmak istiyorum!.. Söyle bana; benden kral olur mu, olmaz mı!..
-Hımmmmm…. Hıııımmmm… Demek kral olmak istiyorsun… Hem cılız hem de toysun… Bilgisiz de bir şeysin, için boş, biraz da kofsun… Elbet kral olursun ama bana bilgi taşır mısın?..
Birden bire heyecanlanmıştı bizim kargı.. Sadece “Elbet kral olursun” lafını duymuştu…
-Getiririm tabi… Sen yeter ki iste…

 

Günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovaladı, bizim kargı durmadan bilgi taşıdı…
Aldığı her bilgiyi eğip büken Hocakargı, büyüdükçe büyüdü, yeşerdikçe yeşerdi, başı ta göklere değdi… Yeşerdikçe kökleniyor, büyüdükçe dallanıp budaklanıyor, kral olmak isteyen kargı sayesinde gittikçe güçleniyordu… Gurur duydu kendiyle ve bilgiyi eğip bükmesiyle…
“En çok bilgiyi bu kof kargıdan aldım. Bunu kral yapmalı, kral da bana tapmalı” dedi kendi kendine ve haber saldı kargıya yine bizim kurbağa ile…
-Wrrraaakk… Kargı kardeş, çabuk acele et, senin Hocakargı ile görüşmen gerek!..
Sevinçle yerinden fırlayıp yola düştü boş kargı… Çıktı Hocakargı’nın huzurana, selâm verdi eğilerek…
-Beni çağırmışsın Hocakargı… Ne söylersen yapacağım. Emret…

-Hımmmm… Madem kral olacaksın, biraz daha çalışacaksın… Kral dediğin hükmeder, bunu bir güzel öğreneceksin… Bu sazlığı yönetecek, bana daha çok bilgi vereceksin. Bundan sonra bu bölgenin başkanı sen olacaksın… Bunu becerirsen, kral olmayı da bileceksin…
-Hemen gidiyorum Hocakargı… Bunu da becerip göreceğim kral olmayı…
Sevinçle fırladı yerinden bizim kargı. Hızla tırmanıp tepeye, sazlığın başına kuruldu… Kurbağayı çağırmak oldu ilk işi… Ona kral olacağı söylenmişti…
-Wraaakkk… Beni çağırmışsın kargı. Geldim işte. Söyle söyleyeceğini…
-Bu sazlığa başkan oldum gördün mü! dedi kargı kibirle… Hani sen bana “ancak kaval olursun” demiştin… Kral da olacakmışım yakında…
-Wrrraaakkk… Kral olacakmış!.. Seni Hocakargı yaptı başkan. Hayal kurma boşuna, kral olmak için önce saraya girmen gerek şaşkın!..
Kurbağanın bu sözü ile neşesi yine kaçmıştı kargının… Önce saraya girmek lazımdı gerçekten, içi boş bir kargıyı saraya kim alırdı !?.. Ama sazlığa başkanıydı sonuçta, keyfini sürmeliydi azıcıkta…

Sazlıktaki her hayvan, börtü böcek, bütün mahlukat ve çeşitli çiçek, tebrik ettiler kamışı önce ve bolca bilgi vererek… Bizim kamış, palazlanmış semirmiş, bilgi taşıyıp dururken üç beşini de öğrenmiş… Yıllar geçip gittikçe hükmetmeyi becermiş… Yine günlerden birinde, Hocakargı’ya bilgi getirdiğinde, fırsatını yakalamış, ona kubağayı anlatmış:
-Hocakargı, kurbağanın birisi canımı sıktı geçende… “Kral olacağım” dedim, güldü geçti nedense!.. “Hocakargı yaptı seni başkan. Hayal kurma boşuna, kral olmak için önce saraya girmen gerek şaşkın!” dedi bana… Kızmıştım önceleri ama söyledikleri doğru mu dersin!?..
-Hıııımmmm…. Hıııımmmmm…. Sen aldırma o sivilce surata. Takmış bir kere içi boş kavala! Evet için boş ve uzunsun ama sen de benzersin zamanla krala… Hııımmm… Madem “senden kaval olur” dedi kurbağa, biz de senin sesinle gireriz saraya… İçindeki boşluk güzel ama biri üflemeli sana!.. Hııımmmmm… Madem önce girmek gerek saraya, bir geçit bulmalı zurnaya…
Hocakargı yine bilgiyi eğip bükmüş, eğip büktükçe bilgiyi, az kalmıştı koca bir ağaç olmaya…
-Hııımmm… Bir göl var ya hani yakında, bir baykuş yaşar civarda… Tuzlusu’dur adı, selâm götür benden, yol açacaktır saraya…
Fırlamış yerinden bizim kargı… Düşmüş gölün yoluna… Aramış… Taramış… Sormuş, soruşturmuş, Tuzlusu’yla nihayet buluşmuş… Selâm vermiş, selâm almış, Hocakargı’dan kelâm taşımış… “En büyük emelim, saraya girmek” demiş…
Tuzlusu’nun yelkeni bir selâma yenik düşmüş… “Hocakargı istediyse, yerine getirmek gerek” demiş…
-Bak kargı kardeş !.. Ben saraya gideceğim, senin için diyeceğim: Bizim çiçek yeşeriyor, yeşerdikçe büyüyor!.. Büyüdükçe eğilecek, eğildikçe kırılacak, çok gerekli bir dayanak !.. Bir kargı var tanıdığım, onu saraya alalım… En nadide gülümüze, koruyucu yapalım…
Uçtu gitti Tuzlusu, sarayı kandırmaya, tek derdi varmış gibi !.. Gülü korumak lâzım, tek çare kargı gibi !..
Saray hak verdi baykuşa… İhtiyaç vardı kargıya !.. Gülü korumak amaç, derhal hüküm kurula…
İşte böylece,
açılmıştı kapılar…
İçi boş bir kargıya,
gösterildi saygılar…
Anlattıklarıma en çok,
şaşırdı tüm kurbağalar…
Masal yeni başladı,
Yakında devamı da var…

Not: Bazı olaylar tarihe geçemeyecek kadar anormal ve gerçekdışıdır!.. Onlar sadece masal olurlar!..
Gökhan Yerlikaya

 

Kargı Kral 1

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.