Lyon

Fransa’nın Rhône Alpes bölgesinin başkenti, kente can veren Alp’lerden gelen Rhône ve sakin akan Saône nehirlerinin şehri böldüğü,  Fransa’nın gastronomi başkenti, UNESCO Dünya Mirasları listesindeki şehir Lyon.

Lyon

İki tepe üzerinde kurulmuş Fransa’nın en büyük 3. şehri Lyon’un batısında Fourviere, doğusunda Croix-Rousse tepeleri.

Lyon, 17. ve 18. yüzyıllarda ipek dokuma ürünleriyle ün salmış. 1789 Fransız Devriminin olumsuz etkilerinden sonra Napolyon zamanında tekrar önem kazanan kent, gücünü 2. Dünya Savaşı sırasında Fransız direnişinin merkezi olarak geri almış.  İpek ürünlerinin taşınması için inşa edilen yeraltı tünelleri (Traboules),  savaş sırasında direnişçilerin Gestapo saldırılarından saklanmaları için kullanılmış. Ayrıca şehirde ticaret yapan tüccarlar; mallarını, nehirlerden şehir merkezine daha rahat taşımak için bu tünelleri kullanmışlar. Eski şehir merkezine gittiğinizde mutlaka uğramanız gereken tünellerin haritası için tıklayınız

Lyonlular ise kendilerine Lyonnais derler ve ısrarla Lyon’nun Fransa’nın ikinci büyük şehri olduğunu söyleseler de ikinci büyük şehir Marsilya’dır, üçüncü büyük şehir ise Lyon’dur. Fransa’yla ilk tanışmalar çoğunlukla Paris ile olsa da ben Lyon ile başladım, pişman da olmadım.

Lyon’da 2 havaalanı bulunmakta, Saint étienne bouthéon havalimanı ve Saint Exupery. Pegasus Havayolları her ikisini de uçuş sağlıyor. Ben merkeze yakınlığı sebebiyle şehre 20 km uzaklıkta bulunan Saint Exupery’i seçtim. Adını Küçük Prens’in yazarı St Exupery’den alan havaalanından şehre ulaşmak için birkaç seçeneğiniz var. Bunlardan en mantıklısı yaklaşık 30 dakika süren ulaşım şekli Rhonexpress (15 €)  ile Lyon Part Dieu İstasyonuna ulaşıyorsunuz. Ya da kalabalıksanız daha mantıklı bir seçenek olarak taksi seçeneğini kullanabilirsiniz çünkü merkeze giden herhangi bir otobüs ya da shuttle hizmeti bulunmamakta. Bunun dışında merkeze inince ulaşım konusunda zorlanmayacağınızın garantisini verebilirim. Metro, otobüs, tramvay, füniküler gibi her türlü seçeneği bulunan Lyon’da tabi ben sadece bir kaç kez bu ulaşımları kullandım çünkü ayaklarıma kara sular inmeden şehri gezdiğimi algıyamama hastalığım var.

Part Dieu’dan arkadaşım beni alacağı için birkaç saat bekledim, internetim olmadığı için ulaşamadım, sokakta gelene geçene derdimi anlatıp mesaj çektirdim, arattırdım. Sağolsun Fransızlar yardımsever çıktılar. Tabi valizimi havaalanından aldığımda farketmediğim kırık tekerleğini bu dakikalarda farkedip modumu düşürmeden çözüm yolları düşündüm.

Bellecour Meydanı

Part Dieu’dan metro ile Lyon ‘un merkezi olan, Küçük Prens ve St Exupery’nin heykelini barındıran Fransa’nın 3. büyük meydanı, Lyon’un en büyük meydanı olan Place Bellecour Meydanı’na gittik ve Fransa’da ki ilk yemeğimi meydanda köşede bulunan Pizza Pino‘da yedim. İtalyan pizzalarını aratmayacak güzellikteki pizzama soğuk bir bira eşlik etti. Yemekle birlikte gelen acı sosluk, zeytinyağının içinde çeşitli acı biberler ile pizzanın lezzeti bir tık üste çıktı.

Fransa’da hayat kurtaran bir bilgi vermeden geçemeyeceğim. Yer tarifinde kullanılan “arrondissement” (arondisman) kelimesi bölge / ilçe anlamında kullanılıyor. Gittiğinizde her şehirde duyacağınız 1. arondisman en merkezdir ve salmal şekilde sayılar artar yani sayı büyüdükçe merkezden uzaklaşırsınız. Kısacası kafamızda gideceğimiz yerleri buna göre konumlandırırsanız işiniz daha kolay olur.

Daha sonra valizimi bırakmak için şehrin ana alışveriş caddesi Rue de la Republique’den yürüyerek Hotel de Ville tarafına gittik. Lyon’un muhteşem opera binasının hemen yanındaki sokakta bulunan şirin bir stüdyo daireye valizimi bırakıp hep birlikte yakınlardaki Paul’e gittik ve Fransa’nın en güzel fırını ile tanıştım.

Paul’un tatlı sanatı

Millefeuille Fraises

1889’da Fransa’da küçük bir ekmek fırını olarak yola koyulan Paul, bugün 5 nesildir devam eden bir başarı. Kruvasanlar, binbir çeşit ekmekler, baton kekler ve resim gibi tatlıları ile tam bir Fransız klasiği. İlk gün tanışmanın ardından vitrini ve iç dekorasyonu ile beni benden alan Paul’de her sabah kahvaltı etmeden güne başlamadım.

 

Lyonnaise

Sokaklarda boş dükkanları gözetleyerek dolanırken hemen akşam yemeği için Le Nord‘u arayalım dedik ve rezervasyonumuzu yaptırdık. Le Nord, Lyon’da ki ilk brasserie (Fransa kültüründe yeme-içme mekanı) olma özelliği taşıyor ve belki de onu en özel yapan kurucusunun dünyaca ünlü Şef Paul Bocuse olması. Culinary Institute of America, Paul Bocuse’ü yüzyılın şef olarak seçmiş ve New York’taki kampüsüne Paul Bocuse ismini taşıyan bir Fransız restaurantı açmış. Mutfak konusunda dünyaya adını duyurmuş bir şefin restoranında ilk kez yemenin tadına vardım. Tatlı yiyip gittiğimiz için sadece Lyonnaise salata yesem de arkadaşlarımın tabağından menülerin de tadına baktım ve yemeğimize eşlik eden şarabın tadını hala unutamıyorum, sanırım gerçek bir Fransız şarabı içtim diyebilirim artık.

Fransa’da yemek kültürü bize göre oldukça farklı. Çoğu restorant için geçerli olan; öğlen yemeği saat 12.00-13.00 gibi sunulur ve genellikle fiks mönü şeklindedir. Akşam yemekleri ise  genellikle 20.00 ile 23.00 arasında olur. Bu saatler dışında kapısında da yatsanız hizmet vermezler, 20.00’da açılan mekana 19.55 de gitseniz de almazlar falan, kuralcı insanlar.

Paul’de yeni bir sabah

Kruvasan ve Espresso

Yeni bir güne Paul’da kruvasan ve kahve ile başlayıp, şehri biraz tanımak adına en uygun zamanların her zaman için sabahın erken saatleri olduğunu savunduğum için nehir kenarında sakin sakin yürüdüm, işe bisikletle aheste aheste giden Fransızlar’ı izledim. Daha sonra Lyon’da yapılacaklar listesinde en başı alan, gece gündüz canlıBartholdi Çeşmesi’nin bulunduğu Terreaux meydanında bulunan Musée des Beaux-Arts (Modern Sanatlar Müzesi) çağdaş sanat anlayışını sergileyen, Eski Mısır’dan günümüze uzanan çeşitlilikte ve Avrupa’nın en geniş koleksiyonlarından biri. Fransız, İtalyan ve İspanyal ressamların eserleri sergileniyor, ayrıca Picasso’ nun eserlerini de görebilirsiniz.

Lyon Modern Sanatlar Müzesi

Öğle yemeği için arkadaşım ile buluşup Fransız yemek zinciri Hippopotamus‘a gittik. Fast food zinciri gibi bir havası olsa da aslında bir çok seçenek sunan, uygun fiyatlı ve lezzet dengesi yerinde olan bir mekan. Bir burger bir de et seçimiyle iki menü ayarladık, menüler 15-17 euro civarında ve yemek-içecek-tatlı olarak oldukça doyurucu. Etler için sipariş sırasında pişirme derecesi soruluyor, ben medium severim kanlı canlı lezzeti tavan yapanından.

Hippopotamus’da öğle yemeği keyfi

Yemekten sonra Türk öğrenciler olarak toplanıp Saone Nehri’ni aşıp, tarihi yapılarıyla UNESCO  Dünya Mirası Kentler listesine girmiş Lyon’un eski şehir bölgesi olan Vieux Lyon’a yürüdük. Bu bölge kendi içinde 3’e ayrılıyor; St. Paul, St Jean ve St Georges. En turistik ise St. Paul, bu caddede Minyatür ve Sinema Müzesi ve ünlü dondurmacı Amorino ve bir çok minik ve sevimli dükkan bulunuyor.

Amorino’nun çeşitleri

Amorino Dondurmaları

Amorino, Paolo Benassi ve Cristiano Sereni ortaklığınca kurulmuş dünyaya yayılmış bir İtalyan dondurmacısı. İtalya’da sadece 2 şubesi bulunuyor, Fransa’da ise 33. Birbirinden lezzetli 25 özel çeşit sunuyorlar. Ben en çok passion fruit (çarkıfelek meyveli), Madagaskar vanilyalı ve Sicilya narenciyeli dondurmalarını sevdim. Roma’da yediğim dondurmalarla aynı lezzet çizgisindeydi, hatta narenciyeli ve vanilyalı yediklerim arasında en iyisiydi. Vanilyanı doldurma daha önce yemedim galiba hissi verdiler. Ürünlerinde taze süt kullandıkları için lezzetleri baya yukarlara çıkarıyolar bir de aromanın en iyisini işin içine katınca Amorino oluyor.

 

 

La Basilique Notre Dame de Fourviere'e uzaktan bakış

1800’lü yıllardan beri La Basilique Notre Dame de Fourviere, şehrin en görkemli yapılarından. Fotoğrafta sol köşede bulunan Disneyland kalesi tadındaki olur kendisi. İçeri mutlaka girmelisiniz muhteşem bir yapı. Fourviere Finiküleri ile çıkılan bazilikanın panoromik şehir manzarası harika.  Ama yok ben merdiven tırmanmayı severim derseniz çıkabilirsiniz ama benim sadece inerken bile bacaklarım düğümlendi.

Akşamüstü birası Lyon’un olmazsa olmaz aktivitesi! Aşağını inince ya nehir kenarında bulunan publardan birine oturun ya da nehrin kenarına dizilmiş, güneşi batıracak insanlara ortak olun. Benim Fransa’da ki favori biram ise kırmızı meyveli olanlardı, iki çeşidi var ekşi mi tatlı mı diye soruyorlar, tatlı olan daha hoş bence.

Lyon’u gezerken göreceksiniz ki şehirde pek çok köprü var ve hepsi görsel açıdan ayrı ayrı güzel. Her bölge değiştirmenizde farklı bir köprüyü kullanırsanız çoğunu görebilirsiniz. Benim en sectiğim olay şehirleri gezerken budur.

Sizlere şahane bir haber, Lyon’da bisiklet kullanımı hakkında. Şehrin her yerini bisikletle görebileceğiniz Velo’v bisiklet istasyonlarından (ki bu istasyonlardan 300’ün üzerinde var) bisikletinizi alabilir, sonra istediğiniz istasyonda bırakabilirsiniz. Biz marketten atıştırmalık birşeyler alıp, doğa ile başbaşa bir akşamüstü keyfi için bisikletlerimizle Fransa’nın en büyük parkı olan Parc de la Tete d’Or‘a (Altı Baş Parkı) gittik. Burası adeta New York’un Central Park’ı tadında.

 

Hikaye göre bu parkın içinde bir yerde gömülü altından yapılmış bir İsa heykeli başı varmış ve altın rengi kapıları bu hikayeden geliyor. İçerisinde büyük bir hayvanat bahçesi, göl ve sayısız yeşillikli bir doğa var. Akşamüstü Lyon’un yarısı nehir kenarında yarısı da şehrin en büyük parkı olan Tete d’Or’da sanırım. Kendimizi çimlerin üzerine atıp kalabalığa karışmıştık ki bir anda çevremizi ördekler çevirdi ve sonra aniden sürü halinde uçup gittiler yuvalarına.

Lyon; Fransa’nın 3. büyük şehri olması ile bir çok alternatif sunuyor gerek sanat gerek tarih gerekse mutfak kültürü ile dünyaya adını duyurmuş. Hızlıca gezerim ben derseniz 2 gün, keyifle yavaş yavaş gezelim zamanımız çok derseniz 3-4 gün keyifle zaman geçirebilmenizin garantisini veriyor Lyon.

Sevgilerle…

Özetle Lyon;

Lyon’da nereye gitmeliyim?

  • Musée des Beaux-Arts (Modern Sanatlar Müzesi), Salı günleri kapalı, diğer günler 10:00-18:00 arası açık. Giriş öğrencilere ücretsiz.
  • Musée Miniature et Cinéma (Minyatür Sinema Müzesi), Minyatür sanatçısı Dan Ohlman’ın şahsi müzesi, şehrin eski bölgesi Vieux-Lyon’da.  Birçok filmin setinin minyatürünü burada bulabilirsiniz. Müzede sadece minyatürler değil; 1960’lardan bugüne ünlü filmlerden orijinal kostümler, maketler, maskeler de var.
  • Parc de la Tete d’Or şehirden biraz uzaklaşıp doğayla başbaşa kalmak için en iyi kaçamak yeri.  Buraya kadar gelmişken Parc de la Tête d’Or’un içinde bulunan, 18’inci yüzyılda kurulmuş Jardin Botanique de Lyon’u da gezmeyi unutmayın. Bu botanik bahçesinin ev sahipliği yaptığı 15 bin kadar bitkinin arasında yaşı 100’ü geçmiş tropikal bitkiler ve Amazon’da yetişen çiçekler var.
  • St. Jean Katedrali görülmeye değer, giriş ücretsiz.
  • Basilique Notre Dame de Fourviere görülmesi gereken yerlerin en başında. Finüküler ile çıkmanızı yinelemek isterim. (07:00-19:00 arası açık ve giriş ücretsiz)

Fransa’da ne yemeliyim?

“Lyon’da yapılacak tek güzel şey yemek yemektir” demiş 19’uncu yüzyılın ünlü romancısı Stendhal.

  • Dünyaca ünlü Şef Paul Bocuse’un restorantları olan bu şehirde Le Nord’da Fransız yemekleri deneyebilirsiniz.
  • Fast food da olsa Fransızların olan Hippopotamus ucuz ve lezzetli menüler sunuyor.
  • Dünya’da adını duyurmuş fırın zinciri Paul’de kahvaltı yapabilir, gün içinde tatlıları için mola noktası olarak değerlendirebilirsiniz.
  • Lyon’da lezzetli bir burger denemek isterseniz, Amerikan burgerleri ile yarışabilecek Butcher‘ı denemelisiniz.
  • Amorino’da lezzeti damakta şölen yaşatan dondurmalar deneyebilirsiniz.
  • Pizza yemek isterseniz de ünlü Pizza Pino en iyisidir.

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.