Güzel haberler de var!

Dr. med. Yasemin Schreiber-Pekin

„Herşey günden güne kötüye gidiyor“ cümlesini duymaktan bıkmış olan İsveçli bilim adamı Hans Rosling olumlu gelişmeleri göstermeyi kendisine yaşam amacı yapmış.

2017 yılında vefat eden Hans Rosling Stockholm’da uluslararası sağlık profesörü olarak görevliydi. Kendine has heyecanlı ve sevimli uslubuyla uluslararası analizleri ve istatistikleri sürükleyici bir film gibi sunardı dinleyicilerine.

Yaşadığımız dünya hakkında bildiklerimizin tek taraflı ve eksik oluşunu sorunların en büyüğü olarak gören Hans Rosling, 30 ayrı ülkeden binlerce insana şu soruyu sormuş:

„Dünyanın günden güne daha iyiye gittiğini mi, daha kötüye gittiğini mi, yoksa aynı kaldığını mı düşünüyorsunuz?“

Ankete katılanların yüzde elliden fazlası, hangi ülkede yaşarsa yaşasın, kötüye gittiği cevabını vermiş. İtiraf edeyim, ben de böyle düşünüyorum.

Gerçi bu belki de bizim coğrafyamızla alakalı, çünkü, yapılan araştırmada çıkan enteresan sonuçlardan biri de şu: Türkiye’de durum kötüye gidiyor diyenlerin oranı dünyanın diğer ülkelerinde yaşayanlardan çok daha da yüksek. Belki haklı olarak, anlaşılan dünyada eşi bulunmaz karamsar bir toplumuz. Birisi bize herşeyin iyiye doğru gittiğini söylerse, „sen uyumaya devam et“ demek istediğinden kuşkulanıyoruz. Türkiye’nin diğer ülkelerle karşılaştırıldığı istatistikler gerçekten iç açıcı değil. Ancak her duyduğumuz kötü haberin moralimizi biraz daha çökerttiğini, stres yaratarak ruh sağlığımızı bozduğunu da görüyorum. Bu yazının amacı konuya küresel olarak ve yapıcı gözle bakmak.

Evet, çok kötü giden bir çok şey var dünyada. Savaşlar, terör, diktatörler, tutuklanan gazeteciler, çevre kirliliği, aşırı avlanma, deniz kirliliği, nesli tükenen hayvanlar, buzulların erimesi. Önümüzdeki 100 yıl içinde okyanusların seviyesi bir metre daha yükselecek muhtemelen. Bunun da sera etkisinin ve atmosfere salınan metan oranının artmasının sonucu olduğu malum. Saymakla bitmiyor sorunlar.

Olumsuz olayları dikkate almak olumlu haberleri duymaktan daha kolayımıza geliyor. Bunun nedenlerinden biri olumlu olayların, hakkında konuşulacak kadar önemli görülmemesi. Bir başka neden de yaşlıların her devirde geçmiş günleri tozpembe bir gözlükle görmeye meyilli olması. Gençliklerindeki dünyanın artık kalmadığını söyler yaşlılar. Haklıdırlardır da, elbetteki değişmiştir dünya, fakat bazı şeyler iyiye doğru değişmiştir.

Örnek olarak dünyadaki aşırı fakirlik oranına bir göz atarsak bu oranın son 20 yıldır hızla düştüğünü görüyoruz. 20 yıl önce dünya nüfusunun %29’u aşırı fakirlik içinde yaşarken, bugün bu oran %9. Başka bir örnek olarak kız çocuklarının eğitim oranına bakalım. Kız çocuklarını okutmak, dünyanın en iyi fikirlerinden biri. Kadınların eğitildiği toplumlarda harikulade gelişmeler oluyor. Okumuş kadınlar daha iyi, daha sağlıklı kararlar verebiliyor, sorunlara çözüm yolları bulabiliyorlar. Daha az çocuk sahibi olmak, dolayısıyla çocuklarına daha kaliteli bir yaşam sunmak, iyi yetişmelerini sağlamak eğitilmiş kadınların seçimi oluyor.

Bu istatistiklerde karşımıza çıkan şaşırtıcı bir ayrıntı da, son altmış yıldır gelir seviyesi düşük olan ülkelerde istisnasız çocuk sayısının yüksek olması. Bu konuda en önemli 4 faktör; çocuk ölüm oranının düşük olması, çocukların iş gücü olarak kullanılmaması, kadınların eğitim alıp iş gücüne katılması ve aile planlaması hizmetinin erişilebilir olması.

Birleşmiş Milletler’in 2020 yılında kadın başına düşen ortalama çocuk sayısı istatistiklerine baktım, buna göre Türkiye 224 ülkeden 115’inci sırada. İyimser olmaya azimliyim ya, ortalamayı tutturmuşuz ne de olsa dedim.

Devam edelim… Fakir toplumlarda erkek çocuklarını okutup kızların eğitimini önemsememek olağandır. Bu konuda da 1970 yılından bu güne ilerlemeler kaydedildi. Kız çocuklarının %90’ı ve erkek çocuklarının %92’si ilkokul eğitimi alıyor tüm dünya çapında.

Eğitim ve aşırı fakirliğin yanında beş yaş altı çocuk ölümleri, ozon tabakasının zedelenmesi, temiz suya ulaşım imkanları, felaketlerde ölüm sayısı, internete ulaşım imkanı, kölelik, çocukların iş gücü olarak kullanılması, çiçek, difteri, çocuk felcinin yok olması gibi değişik konularda son 50-100 yıllık istatistikler etkileyici bir olumlu tablo gösteriyor.

Dünyaya haykırılan felaket haberlerinin yanında yavaş ve sessiz adımlarla ilerleyen iyi haberleri duymak kolay değil. Boğularak ölen çocuklar hakkında bir haberi tüylerimiz ürpererek de olsa okuruz, fakat boğulmayan çocukların hakkındaki haber hiç kimseyi ilgilendirmez. Olumlu gelişmeler ilgi çekici olmadığından medyada yer almazlar. Beynin evrimsel en eski bölgelerinde yerleşmiş bir içgüdüdür olumsuzluk. Beynimize olumlu haberleri de algılaması için yardımcı olmamız gerekiyor.

Olaylara tozpembe bakmanın yeri değilse de yapıcı düşünmenin yeri. Durum, hem ülkemizde hem dünyada çok daha iyi olabilir elbette ama kaydedilen gelişmeleri, kat edilen yolu gözardı etmeyelim. Herşeyin günden güne kötüye gittiği düşüncesi küçük başarıların hiçe sayılmasına izin vermesin.

Dr. med. Yasemin Schreiber-Pekin

Kadın Doǧum Uzmanı, Psikoterapist

y.schreiber@bluewin.ch

www.praxis-schreiber.ch

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.